Bugün burada Denizli İl Teşkilatlarımızla birlikte gündeme dair bir takım açıklamaların yapılmasını zaruri görmemiz sebebiyle toplanmış bulunmaktayız. Öncelikle yoğun mesaileri ile toplumumuza ışık tutan kıymetli basın mensubu arkadaşlarımıza katımları için teşekkür ederiz. Bugün hepimizin geçmişinde bir travma olarak kalan büyük acılar yaşadığımız 17 Ağustos 1999 deprem felaketinin de 27. seneyi devriyesi. Bu büyük felakette yaşamını yitiren bütün yurttaşlarımızı rahmetle anıyor, acılı ailelerine de başsağlığı diliyoruz.

Anahtar Parti Denizli İl Teşkilatları olarak siyasetin ekseninin kaydığı bu günlerde durduğumuz noktayı milletimizle bir kere daha paylaşmak istedik. Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu’nun yaptığı açıklamalarda “Bizi parti kurmaya mecbur bıraktınız” serencamını bugünlerde daha iyi anlıyoruz. Zira partilerin duruşlarına istikamet veremediklerini, temsil ettikleri seçmenleri de yanılttıklarını hep birlikte müşahede ediyoruz. Gelinen aşamada seçmenlerinden ilkesel bir duruş vaadiyle vekalet alan siyasi partiler vekalet vazifelerini yerine getirmemekte ve bu nedenle de millet egemenliğinin tecellisine gölge düşürmektedirler.

MHP Genel Başkanı’nın 22 Ekim 2024 tarihinde yapmış olduğu grup toplantısındaki konuşmasında; “Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşsun, terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” ifadeleri ile terörün bittiğinin Meclis’te terörist başı tarafından deklare edilmesi yönünde bir çıkış yapılmıştır. MHP Genel Başkanı süreci başlatan konuşmasında hem terörün bittiğini kabul etmekte hem de terörist başı Öcalan’ın tecridinin kaldırılarak Meclis’e gelmesini dilemiştir.
Nitekim emniyet güçlerimiz büyük fedakarlıklar ve özveriler ile terörü zaten bitirmişti. Dönemin İçişleri Bakanı’nın “Ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz” beyanatı, aslanlar gibi mücadele eden emniyet güçlerimizin başarısının bir sonucuydu. Artık terör kımıldayamaz haldeydi. Türkiye tarihinde terör zaten çokça defa bitirilmiştir. Ancak hep bitmeye yakın tekrar canlandırılmış ve palazlandırılmıştır. Bu, terör örgütünün gücünden kaynaklanmamaktadır. Siyaseten alınan garip kararlarla teröre her seferinde yeni bir nefes alanı yaratılmıştır. Vurulacağı zaman vurdurulmayan, asılacağı zaman astırılmayan, biteceği zaman bitirtilmeyen, operasyon yapılacağı zaman yaptırılmayan şüpheli bir durumu artık görmezden gelmek gerçeğe sırt çevirmektir.
Türk milleti çok büyük bir millettir. Terör meselesi Türk milletinin gözünde maksatlı olarak çözülemez bir mesele algısına dönüştürülmüştür. Bugün dünyada dahi devlet teşkilatı yerleşik hiçbir ülke gayrinizami olarak faal olan silahlı bir örgütle mücadele içinde değildir. Zira günümüz dünyasında gelişen savunma, ileri düzey istihbarat, takip teknolojileri ve yaptırımı ağır cezalar böyle bir örgütün varlığını sürdürmesini imkansız kılmaktadır.
Bu sürece karşı çıktığımızda “Yoksa siz terörün bitmesini istemiyor musunuz?” gibi çirkin bir ithamda bulunanlara karşı biz de şu soruları yöneltiyoruz:
Bittiğini söylediğiniz ve bizim de bittiğine şahit olduğumuz terör örgütüne mensup teröristleri neden bu milletin içine salıyorsunuz?
Neden her seferinde kazandığımız savaşın kaybedeni gibi ikide bir masaya oturuyorsunuz?
Neden siyaseten teröristlere meşruiyet alanı tanıyorsunuz? Nereden geliyor size bu terörist saygısı? Nereden geliyor ihtimamlı ağırlamalar, uğurlamalar?
Nereden çıktı bu teröristbaşının sözde onayı ile bizim şerefli Meclisimize sokulan çerçeve yasa? Gazi Meclisimizde yapılacak yasalar ne zamandan beridir İmralı onayına sunulur oldu?
Nereden geliyor bu anayasamızı değiştirme hırsı?
Biz bunların cevabını biliyoruz. Ancak sizin millete verdiğiniz tek bir cevap var: O da “Bir bildiğimiz var” demek! Sadece üç kelime ile milleti ikna ettiğinizi zannediyorsunuz. Sadece üç kelime ile milletin rıza göstermediği ittifaklar içerisinde kendinize sorgulanamaz bir konfor alanı yarattığınızı düşünüyorsunuz. Bu süreci istemeyenler biraz sesini yükseltince siyasi parti olduğunuzu unutup “Biz devletiz” diyerek ahkam kesmeye başlıyorsunuz. Üstten üstten konuşuyorsunuz. Artık millete hiçbir şeyi sorma gereği dahi duymuyorsunuz.
Vekalet sahipleri olarak asiller ne der diye hiç muhasebe etmeden, kendi kurduğunuz ittifaklarla ve kendi kurduğunuz komisyonlarda hem millet adına karar verdiğinizi söylüyorsunuz hem de milletin vicdanına ve iradesine aykırı hareket ediyorsunuz. Geçen seçim döneminde teröre karşı kararlı tavrınızla aldığınız vekaleti şimdi tam tersine kullanıyorsunuz. Sonra da bunun için tepki gösterilmemesini, hiçbir şey denilmemesini arzu ediyorsunuz. İnsanlar sadece eleştiri yapıyor. Bakanlar ise bu süreçte provokasyon riskine karşı son derece hassas ve tedbirli olduklarını ifade ediyorlar. Ne oldu ki bu ülkede toplum düzenini bozan bir olay mı gerçekleşti?
Türk milleti sadece önüne sandık konulmasını istiyor, referandum istiyor. Neden hemen bu açıklamalara gerek duyuluyor? İnsanlar sadece bu yasanın hukuki ve vicdani olmadığını ifade ettiler. Bir önceki sözde çözüm sürecinde de benzer açıklamalar yapıldı; ancak o dönemde süreci doğru bulmayanlar haklı çıktı ve hendek-barikat operasyonlarında birçok şehit verdik. İnsanların hafızasında böyle bir travma varken ve birçok acı yaşanmışken insanların kaygılarını, eleştirilerini ve üzüntülerini dile getirmesine de mi tahammül kalmadı? Bir taraftan terör örgütü üyelerini affedeceksiniz, öte yandan bu milletin anayasadan gelen düşünce özgürlüğüne dahi tahammül edemeyeceksiniz. Nedir bu provokasyonun tanımı, onu da yapın o halde! “Konuşmayın” mı demek istiyorsunuz? “Yazmayın” mı demek istiyorsunuz? “Toplanmayın” mı demek istiyorsunuz? Bebek katili Öcalan’a sizler gibi “Sayın” dememizi, “Kurucu önder” dememizi mi istiyorsunuz? Bunu açıkça beyan edin. Bazı mahkemeler ceza yasalarını çok geniş yorumlar oldu; millet de sizin ağzınıza bakıp duruyor. İki kelime ettiniz mi yasanın uygulanış biçimi konusunda da bir doktrin belirlemiş gibi oluyorsunuz. Bunu da çerçeveye sığdırabiliyorsanız sığdırın o halde, herkes ona göre davransın değil mi?
MHP Genel Başkanı’nın akabinde yaptığı açıklamalarda ise terörist başı hakkında “terörist başı” nitelendirmesini kaldırarak “kurucu önder” sıfatını kullanmaya başlamış; “Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş evine dönmeli” diyerek Türk milletinin vicdanında büyük bir yara açmış, adeta seçmenlerinin muvazenesini sarsmıştır. MHP Genel Başkanı bu açıklamasıyla teröristbaşının serbest bırakılmasını istediğini ifade etmiştir.
Peki “Çerçeve yasa sadece silahlı faaliyet göstermemiş teröristleri kapsıyor” beyanınıza biz neden itibar edelim? İttifak ortağınız bir taraftan katiller başını serbest bırakacağız diyor, siz de çerçeve yasanın sadece bazı şartları sağlayan teröristlerin yararlanabileceğinden bahsediyorsunuz. Kaldı ki “suça bulaşmamış terör örgütü üyesi” gibi hukukta karşılığı olmayan bir terimi hangi ceza hukuku profesörü icat etti, o da ayrı bir konu. “Terörsüz Türkiye Süreci” olarak deklare edilen sürecin kademeli olarak ilerletildiği ve sonunun nereye varacağı milletimizden maksatlı olarak gizlenmektedir. Süreç olarak tarif edilen ve netice kısmı saklanan bu planlamanın son kademesinin ne olduğu bilinmemektedir.
Ama bilinsin ki bu sürecin ilk kademesi millet vicdanında yok hükmünde olup nihayete ermesi asla mümkün olmayacaktır. Pişmanlık ifadesi kullanmayan ancak hükümet yetkilileri tarafından pişman olduğu ifade edilen terör yanlıları bu niyetlerinde ısrar etmektedirler. Terör örgütünün yanlıları 15 Ağustos tarihinde, PKK terör örgütünün 1984 yılındaki 1 askerimizin şehit olduğu, 9 askerimizin yaralandığı ilk hain saldırısını Adana, Mardin, Hakkari ve Mersin illerimizde sözde kutlamışlardır. Milletimizi tahrik etmeye çalışan ve ellerini ovuşturarak emperyalistlerin taşeronluğunu yapan uyuşturucu ve cinayet şebekesi yanlıları zannımızca siyasilerin kendilerini tamamen kurtardığı zannına kapılmışlar; ancak dönemlik siyasete meze oldukları bu masalar dağılıverecek ve o zaman Türk milletinin gerçek adaleti ile karşı karşıya kalacakları gün de uzak değildir.
Şimdiye kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yapılan tüm yatırımları ve götürülen hizmetleri sabote ederek bölgedeki Kürtleri zorla cahilleştiren, ezen ve sömüren PKK terör örgütü, şimdiye değin ne kadar Türkiye Cumhuriyeti devleti düşmanı varsa hepsine taşeronluk etmiştir. Sözde Kürt hakları ve insan hakları naraları atarak Meclis’te kendisine yer edinen DEM Parti ise bölgede halkı sömüren ve her türlü baskıyla suç çarkının içinde çeviren bu feodal düzene karşı siyasi hayatları boyunca en ufak bir laf bile dokundurmamıştır. Burada büyük eziyetler gören ve her yönden geride bırakılmaya çalışılan bölgedeki Kürt kardeşlerimizin temsilcisi olarak terör örgütünün muhatap kabul edilmesinin akılla, mantıkla ve vicdanla örtüşen bir tarafı bulunmamaktadır.
Bugün hukuken mağdur edildiğini dile getirerek CHP’den ayrılanların birçoğunun desteğini alan YENİ Parti, teröristbaşı Öcalan’ın sözde onayından geçen, teröre alan açan ve meşruiyet kazandıran çerçeve yasaya “evet” diyerek büyük bir hukuksuzluğa evet demiş; kendisini destekleyen vatandaşlarımızın güvenini derinden sarsarak milletimizin de vicdanında büyük bir yara açmıştır.
Gazilerimizi yanına alan Özgür Özel’in “Biz şehit ailelerinin, gazilerin yanına varamayacağımız, gözüne bakamayacağımız işlerin içinde hiçbir zaman olmayız” derken bugün ise ihzar ettiği bu hassasiyetleri çiğnemiştir. Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu’nun mutlak butlan kararını hukuka aykırı bulduğunu dile getirirken, öte yandan YENİ Parti’ye olan mesafesinin nelerden kaynaklandığının bugün tam olarak anlaşıldığı kanaatindeyim. YENİ Parti’nin gerek parti programındaki omurga bozukluğu gerekse bazı milletvekillerinin yaptıkları gaflet dolu açıklamalar YENİ Parti’nin gidişatı konusunda bizlere yeteri kadar ipucu vermişti. Partimizi AKP ile birlikte hareket ediyorlar gibi mesnetsiz bir ithama maruz bırakanlar, bugün AKP çizgisinden hiç sapmadan devam etmektedirler. Zaten AKP’nin iktidarda kalmasının en büyük müsebbipleri bu basiretsiz ve ilkesiz siyaset anlayışlarıdır.
Bugün dediğinin yarın tam tersini söylemeyi halka siyaset olarak dayatan bu anlayışı tamamen reddediyoruz. Daha yolun başında Cumhuriyetin kurucu değerlerine ve hukuka olan sadakatsizliklerini ortaya koyan ve her seçim döneminde AKP hesabına çalışan bu zihniyet, bugün de kendisine verilen görevi icra etmiştir. Hiç kimse ne bize ne de Sayın Genel Başkanımız Yavuz Ağıralioğlu’na yönelik niyet okuma işine girişmesin. Zira bugün açıkça herkes niyetini eylemleri ile tevhit etmiş vaziyettedir.
Artık bundan sonrası için söz milletindir. Vekalet boşa düşmüştür. Değişim umudunu aşılayıp aşılayıp her seçim arifesinde 24 yıldır bu karneye rağmen iktidarı maksatlı olarak ayakta tutan bu zihniyete ve garabet düzene “DUR” deme vakti gelmiştir. Bununla birlikte çerçeve yasaya “evet” diyen Yeniden Refah, Saadet ve Yeni Yol partilerinin de bu anlayıştan bir farkı yoktur. Özgür Özel’in “Size devlet vaat ediyorum” çıkışı ile adeta kendisini açık artırmadaymış gibi bir hisse kaptırması içler acısı bir durumdur. Özgür Özel devleti, Cumhuriyeti ve kurucu değerleri bir kenara bırakıp kendisini padişah adayı sanmış olacak ki kendi malı gibi bol keseden devlet dağıtmaya başlamıştır. Öte yandan açıklamalarının bazılarında “Gençlerin sorunları var ama Kürt gençlerinin sorunları daha fazla” diyerek bu ülkenin gençlerini ayrıştırmıştır.
Artık milletimiz parti değiştiren milletvekillerini ve belediye başkanlarını takip edemez olmuştur. Son olarak parti değiştiren Aydın ve Gaziantep İYİ Parti milletvekilleri de milletimizin Meclis’e duyduğu güveni sarsmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben umudumu hiçbir zaman yitirmedim” sözünü hatırımızda tutarak Cumhuriyetimizin ne kadar zor şartlarda, kaç cephede savaşılarak ve ne büyük bedellerle, kıt imkanlarla kurulduğunu biliyoruz. “Korkma!” diye İstiklal Marşımızın dizelerini kaleme alan Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un şiirinde belirttiği üzere:
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle:
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle.
Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…
Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş!’
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da yapışsam demiyor bir taraftan!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle; Anahtar Parti kadrolarında görev alan arkadaşlarımızın ne kadar doğru bir çizgide durduklarını gururla ifade eder, Sayın Genel Başkanımız Yavuz Ağıralioğlu’na selam ederek, güçlü milletimizi de bundan sonrası için güçlü devletimizi inşa etmek adına bu iradenin arkasında kenetlenmeye davet ediyorum.
Saygılarımızla,
ANAHTAR PARTİ DENİZLİ İL TEŞKİLATI
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.